Engel Değil, Tercih: Otoparklardaki Bürokratik Vicdansızlık
Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca kişi başına düşen gelirle ya da büyük projelerle ölçülmez. Asıl ölçü, toplumun en kırılgan kesimlerine nasıl davrandığıdır. Engelli bireylerin gündelik hayatta karşılaştığı engeller, hepimizin içinde yaşadığı sistemin aynasıdır ve o aynadaki manzara pek iç açıcı değil.
Kâğıt üzerinde her şey kusursuz görünüyor. Anayasa var, yönetmelikler var, haklar açıkça tanımlanmış. Engelli bireylerin toplumsal hayata tam katılımı bir temenni değil, açık bir yükümlülük. Sahada ise mevzuat net, uygulama karmaşık ve çoğu zaman keyfi.
Özellikle otoparklar. Çoğu insan için sıradan bir ayrıntı, hareket kısıtlılığı olan biri için ise sağlık, zaman ve onur meselesi. Bugün birçok engelli vatandaş, yasal hakkına rağmen otoparklarda görünmez bir sınava tabi tutuluyor. Araçta engelli plakası, dikiz aynasında yasal kart var, ama yetmiyor. Her girişte yeni bir "ispat" süreci, yeni bir prosedür. Sanki sistem vatandaşa güvenmiyor.
"Dijitalleşme" adıyla getirilen kayıt zorunlulukları da çoğu zaman kolaylık değil, yeni bir bariyer. Herkesin teknolojiye eşit erişimi yok. Kolaylaştırması gereken sistem, bir de her seferinde "kaydınız var mı, yok mu" tartışmasına dönüşüyorsa zorlaştırıyor demektir. İSPARK gibi yerel yönetim iştiraklerinin bu konuda daha duyarlı olmasını beklemek hakkımız.
Hastanelerde durum daha can yakıcı. İnsanlar hastaneye ağrıyla, endişeyle, aceleyle gelir. Böyle bir yerde engelli bir bireyin polikliniğe yakın park yeri bulamaması, sistemin çalışmaması ya da bir görevlinin "bekleyin" demesi kabul edilebilir değil. Engelli park alanlarının yetkisiz araçlarca işgal edilmesi sıradan bir manzara olmuş durumda. Denetim yetersiz, yaptırım caydırıcı değil.
Bir de o meşhur cümle var: "Sistem çalışmıyor." Bu söz bir teknik arıza açıklaması olmaktan çıkıp kurumsal bir refleks haline geldi. Plaka okunmuyor, kayıt görünmüyor, sistem çöküyor. Bedelini ise her seferinde vatandaş ödüyor. Sosyal devlette işler böyle yürümez. Bürokrasi hayatı düzenlemek için vardır, zorlaştırmak için değil.
Buradan İSPARK yetkililerine ve hastane başhekimliklerine soruyorum:
- Yasal engelli kartı olan bir vatandaş neden her seferinde yeniden sorgulanıyor? Bu güvensizliğin hukuki ya da mantıklı bir açıklaması var mı?
- Engelli park yerlerini işgal edenlere karşı neden daha caydırıcı önlemler alınmıyor?
- Hastane otoparkları ne zaman bir gelir kapısı olmaktan çıkıp gerçek anlamda bir kamu hizmetine dönüşecek?
Mesele yalnızca bir park yeri meselesi değil, bakış açısı meselesi. Engelli bireylere sunulan hizmetlere hâlâ "kolaylık" ya da "ayrıcalık" gözüyle bakılıyor. Oysa bu bir hak, pazarlığa açık olmayan bir hak. Bir rampanın olmaması bir sorundur. Ama var olan hakkın sürekli sorgulanması, geciktirilmesi ve zorlaştırılması çok daha derin bir sorundur, çünkü yalnızca hareketi değil, insanın onurunu da sınırlar.
Bir gün herkes engelli adayı olabilir, ama vicdan sahibi olmak bir tercih meselesidir. Erişilebilir bir Türkiye hedefi süslü söylemlerle değil, sahadaki küçük ama hayati düzenlemelerle mümkün olur. Biz nasıl bir toplum olmak istiyoruz? Herkesi kapsayan ve kolaylaştıran bir toplum mu, yoksa hakları kâğıtta bırakıp uygulamada insanları yoran bir sistem mi? Cevap otoparklarda bile saklı olabilir.

